Balıkesir'de 1520 yılında dünyaya gelen İmamı Birgivi hayatını vakfedercesine ilim ve ibadetle meşgul gördüğümüz şahsiyetlerdendir.
Balıkesir'de 1520 yılında dünyaya gelen İmamı Birgivi hayatını vakfedercesine ilim ve ibadetle meşgul gördüğümüz şahsiyetlerdendir. Devletin bünyesinde, kemalin zevale yüz tuttuğu bir devrede, ilmi, içtimai ve hatta iktisadi sahalarda meydana gelmeye başlayan yıkılış sarsıntılarını daha o zaman sezebilen ve bunun mücadelesini cesurane verebilen, ilmiyle amil ve fazlıyla kâmil bir âlimdir. İlmi bir muhitte dünyaya gelen Birgivi Hazretlerinin dedesi Balıkesir, Kepsut kazasının Bektaşlar köyünden halkın sevdiği ve takdir ettiği manevi büyüklerden İskender Efendidir. Babasının müderris ve tasavvufta yol almış Pir Ali Efendi adında bir şeyh olduğunu görüyoruz. Şeyh ve müderris olan babasından mantık ve bazı ilimlerde ilk derslerini almaya başlayan İmamı Birgivi dönemin geleneklerine uyarak önce Kur'an'ı ezberleyip hafız olmuştur. Mizacındaki öğrenmeye yönelik aşırı isteğine uyarak babası o günün üniversitesi demek olan İstanbul'daki (Semaniye Medresesine gönderir. İstanbul'da önce Mahmud Paşa Medresesinde Küçük Şemseddin Efendinin derslerine devam eder. Semaniye Medresesinde okumak üzere İstanbul'a gelen İmam Birgivi, üstün bir başarıyla imtihanları kazanarak Semaniye'ye girmiş, o devrin Semaniye omüderrislerinden Muhyiddin Ahizâde Mehmed Efendinin derslerine başlamıştır. Daha sonra da Kadıasker Abdurrahman Efendinin derslerini takip etmiştir. Yaşı çok genç olmasına rağmen keskin zekâsı ve ilme duyduğu derin muhabbet sebebi ile kısa zamanda Semaniye'nin programını bitirip, imtihanlarını başarı ile vermek suretiyle müderrislik icazetini almıştır. Hocası Kadıasker Abdurrahman Efendinin yanında ihtisasını tamamlayarak bazı medreselerde hocalık yapmıştır. Hocası oKadıasker Abdurrahman Efendinin Rumeli Kazaskerliği zamanında onun delaleti ile Edirne'de 958/1551- 964/1556 yılları arasında kassâm-ı askeri olmuştur. Birgivi görevi esnasında halkla, devlet adamlarıyla sık sık bir araya gelip gözlemlerde bulunuyordu. Sosyal hayatın içinde gördükleri, yaşadıkları karşısında günden güne bid'atlar hususunda halktan ümitsizliğe düşüyordu. Bir köşeye çekilip yalnız kendi nefsini temizlemeğe çalışmak duygusu gittikçe ruhuna hâkim oluyordu. Neticede İstanbul'a gelip Bayrami tarikatının mürşidi Karamanlı Şeyh Abdurrahman'a intisap etti. Bayramilere mahsus bir elbise giydi. Bir müddet ruhumu tezkiye ile uğraştı. Kassam-ı askeri iken aldığı paraları sahiplerine taksim için Edirne'ye gidip deftere göre dağıtıp helalleşti. Fakat Birgivi bu yeni hayata bir türlü ısınamadı. Çünkü yetiştiği medrese hayatı ile bu yeni meslek arasında büyük bir fark vardı. Mantık ilmini iyi öğrenen Birgivi yaratılışı itibariyle de her şeyi hemen kabul edecek meşrepte değildi. Her mesele için kitap ve sünnetten delil arardı. Bu durum hocası Şeyh Abdurrahman'ın gözünden kaçmadı ve ona eski mesleği olan tedris hayatına dönerek medreselerde ders vermesini ve halka «emr bil maruf ve nehyi ani'l-münker'i» ifa ile meşgul olmasını tavsiye etti. Bu arada ilim sahasındaki zekâveti, hadiseler karşısındaki ilkeli tavır ve davranışları ile her geçen gün olgunlaşan İmam Birgivi'nin şöhreti, kısa zamanda hem ilim çevrelerinde, hem de çeşitli mahfillerde duyulmaya başlamıştı. Bunun bir uzantısı olarak, Sultan II. Selim'in hocası Atâullah Efendi Birgivi'nin şöhretini duymuş, onunla aralarında samimi bir dostluk oluşmuştur. Padişah hocası Atâullah Efendi, memleketi olan Birgi'ye yaptırdığı medresesine ilmiyle amil dürüst bir müderris arıyordu. Aklına İmam Birgivi geldi. Aynı zamanda Karamanlı Abdurrahman Efendinin de tavsiyesini dikkate alarak, yaptırdığı bu medreseye müderris olarak Birgivi'yi günlüğü 60 akçe ile tayin ettirdi. Bu yeni görev aslında Birgivi için yeni bir dönemin adeta başlangıcı olacaktır. H.971/M.1564 yılında başlayan Birgi'deki müderrislik görevi bugün bile tazeliğini ve geçerliliğine koruyan İslam klasiklerini ortaya çıkartacaktı. Kendi düşünce ve inançları açısından tutarlı olmaya özen gösteren İmam Birgivi'yi, toplumda baş gösteren dini terimiyle bidat ve hurafeler öteden beri rahatsız etmişti. Birgi'deki bu yeni görevi, onun ateşli hitabeleri, keskin kalemi ve etraftan gelen kalabalık talebeleri vasıtasıyla rahatsızlığına sebep olan her türlü hurafe ve bidatlerle mücadele etmesine uygun bir zemin oluşturmuştur. Bu süreçte Birgivi, eleştirilerini sadece kitapların sayfaları arasına sıkıştırmakla kalmamış, bunu her mahfilde açıkça dile getirmiştir. Yine bu çerçevede devrin en büyük fetva makamıyla giriştiği kalem mücadelesinde yazdığı esere 'es-Seyfü's- Sârim' tedris imkânı hazırlayan Ataullah Efendiye bir mektup yazıp, şikâyet ettiği mevzuların ıslahı yönünde nasihatte bulunmuştur. Il. Selim'in Birgivi'yi mektupla İstanbul'a davet ettiği, Birgivi'nin ise ona mektupla nasihatte bulunduğu rivayet edilmektedir. m ye vi Li ; ar Birgivi mütevazı bir hayat yaşarken kabrinin de aynı mütevazılıkte olmasını istemiş ve kendi eliyle hayattayken kabrinin başucuna selvisini dikmişti. Onun Osmanlı müellifleri içinde belki en bariz vasfı yaşadığı devrin aktüel meseleleri hakkında kalem kullanmış olmasıdır. Bu sebeple Birgivi'nin eserleri, çağının sosyal hayatını yansıtması bakımından da önem taşır. Diğer taraftan devrindeki birçok müellifin aksine, eserlerini devlet büyüklerinden mükâfat elde etmek için de telif etmemiştir. Yaşadığı dönemin siyasi yapısı dikkate alındığında ortaya koyduğu tavrın son derece riskli olduğu anlaşılan Birgivi'yi bu şekilde cesaretli kılan motivasyonları da dikkati çekmektedir. Dönemin Şeyhülislamı Ebussuüd Efendi ile kalem yoluyla yaptığı restleşmelerden sonra “Padişah seni cezalandırır.” diyenlere, “Verecekleri ceza şu üç şeyden başkası olamaz: Ya öldürürler ki bu şehitliktir. Yahut hapsederler, o ise uzlet ve halvet demektir. Her ikisi de iki yoldur. Ya da sürgün ederler ki bu da hicret ve peygamberlerin (s.a.v.) sünnetidir ve ben bunlardan sevap umarım.” şeklinde cevap vermesi, hiç şüphesiz onun samimiyetini ve ayrıca ilmi kanaatlarına bağlılığını ifade etmektedir. O, memleketin bir aydın kişisi olarak bu tenkitleri yaparken hatır-gönül dinlemiyor; kimseden çekinmiyordu. Zira onu ilgilendiren kişiler değil, fikirlerdi. Kendisine bir medrese yaptırıp maddi imkânlar sağlamış olan ve çeşitli devlet işlerine müdahale ederek Sadrazam ve Şeyhülislamı rahatsız eden Ataullah Efendiye de yaptığı işler hakkında nasihatte bulunması, fikirlerini açıklarken ve tenkitlerini yaparken nasıl bir halet-i ruhiyye içinde bulunduğunu göstermesi ve karakterini yansıtması bakımından enteresandır. Birgivi, dine, devlete ve millete zararlı gördüğü her davranışa karşı çıkmıştır. Bu, onun ilmi şahsiyetinin bariz vastfıdır. Muasırları arasında Birgivi'nin şikâyetçi olduğu hususlardan şikâyet eden başka müelliflerin de bulunması ve bu hususların çok geçmeden padişah fermanlarına da mevzu teşkil etmesi herhalde onun gerçekçi bir tutum içinde bulunduğunu gösterir. Birgivi, vaizlik, müderrislik ve yazı hayatını sürdürürken, Birgi'de yakalandığı taun hastalığından elli beş yaşında, İstanbul seyahati esnasında yolda vefat etmiş, cenazesi Birgi'ye getirilerek defnedilmiştir. Vefat tarihi olarak kaynaklar I Cumâde'l-üla 981/29 Ağustos 1573'de birleşmektedirler. Ölümüne 'Hayru'l-amef ibaresi tarih düşülmüştür. Birgi'de bulunan kabri nasıl yaşadıysa öyle vefat ettiğinin en güzel delilidir. Kısa demir parmaklıklarla çevrilmiş olup, üzerinde bir sac levhada Birgivi'nin ismi, doğum ve ölüm tarihi yazılıdır. Mezarı diğer mezarlardan farklı olmayıp, kabrin başında bizzat kendi eliyle dikip ve altına defnedilmesini vasiyet ettiği büyük bir servi ağacı vardır. Eserleri 1.Tarikat-ı Muhammediye 2. Tefsir-i Sure-i Bakara 3. Ravzatü'l-Cinan 4. Risale fi Beyan-ı Rüsumi”l- Mesahifi”l- Osmaniyye 5. Şerhu Hadis-i Erbain 6. Cılaü”l-Kulub 7. Muaddilü”s-Salat 8. İkazü'-Naimin 9. Metin ve Şerhu Mine”l-Feraiz 10. Şerhü”I-Maksud el-Müsemma bi-İmani”l-Enzan 11. İnkazü”l-Halikin 12. Avamil 13. Ahval-u Ettali”I-Müslimin 14. Zuhrü”l-Müteehhilin 15. İzhar 16. İlm-i Hal Vasiyetname 17. Nurü”l-İhya 18.Ed-Dersü”l-Yetim Fi İlmi't-Tecvid 19. Haşiye-i Hedaya 20.İmtihanü”l-Ezkiya Şerhü”l-Lübb Ninen-Nuhu 21.Kifayetü'1-Mübtedi fi”s-sarf 22.Risale Fi Usuli”l Hadis 23.Ta'likat Ala Sadri”ş-Şeria 24.Amali Tarzında Funun-ı Aliyye'den Bahis Risale 25.Seyf-i Sârim 26.Risale Mine'l-Adab 27.Emsile-i Fazliyye